More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  ALANIMA HOŞGELDİNİZ / WE...PhotosProfileFriendsBlog Tools Explore the Spaces community

Blog

    August 04

    ADANMIŞ HAYATLAR

    Malcolm X: Bir insan hakları mücadelesi PDF Yazdır E-posta

    ADANMIŞ HAYATLAR: Malcolm X: Bir insan hakları mücadelesi1990 yılı ilkbaharıydı. Bir ikindi vakti yeni gittiğim New York’taki Columbia Üniversitesi’nin bahçesinde College Walk olarak isimlendirilen 116. Cadde’de yürüyordum.  Kulağıma ezan sesi gelmeye başladı. Bir anda bunun memleket özleminden kaynaklanan bir yanılsama olduğunu düşündüm. Sesin geldiği istikamette yürümeye başladım. Ayaklarım beni doğu istikametine götürdü. Morning Side Drive’a ulaştım ve caddeden karşıya geçtim. Yol sona ermişti. Balkona benzeyen gözetleme noktasında durdum, Harlem’e yukarıdan bakıyordum. Dikkatle dinledim.  Ezan sesi Harlem’deki Malcolm X Camii’nden geliyordu.  O anda yaşadığım karmaşık hisleri anlatamam. Amerika’nın Hollywood filmlerine yansımayan bir yüzü ile karşılaşmaktan dolayı sarsılmıştım.

    Malcolm X, kutsal bir sesi ülkesine taşıyan ve oralarda yankılanmasını sağlayan bir uç beyi olarak gözümde saygıyla canlandı

    Malcolm X, benim gözümde, İslam’da evrensel insan hakları savunucularının son büyük örneklerinden biridir. 20. yüzyılın yetiştirdiği en önemli Müslüman önderlerden biri olan Malcolm X, daha doğrusu el-Hacc Malik el-Şahbaz, 1925 yılında Nebraska’da doğmuş, 1965 yılında New York’ta, 39 yaşındayken bir suikast sonucunda şehit edilmiştir.  “En az bir düzine insanın sahip olduğu tecrübeye sahip olacak kadar hal başımdan geçti.” diyen Malcolm X, yaptığı her şeyin asla gecikme kabul etmeyecek derecede acil yapılması gerektiğine inanıyordu.

    “İslam’da evrensel insan hakları var mıdır?” diye soranlara, geçen yüzyılın, hakkında en fazla konuşulan ve yazılan Amerikalı Müslüman’ı Malcolm X’in hayatı, en güzel cevaptır. Evrensel İslam’ı keşfetmek, onu, siyah ırkçılığından kurtarıp evrensel insan hakları mücadelesine yönlendirmiştir.

     Malcolm X’in hayatında üç safha vardır. Bu safhalara kısaca göz atalım:  
    (1) Malcolm Little dönemi: Malcolm, sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçirir ve ortaokul bittikten sonra liseye devam etmeden okulu terk eder. O devirde lisede okuyan siyah zaten çok nadirdir. Bu Malcolm’un hayatı boyunca unutamayacağı ve şuurunda yer eden, okuldan aniden soğumasına sebep olan bir olay gerçekleşir: Bir gün, dersinde çok başarılı olduğu ve kendisini çok seven İngilizce hocası Bay Ostrowski, ona ileride meslek olarak ne yapmayı düşündüğünü sorar. Malcolm, o güne kadar fazla kafa yormadığı bu soruya, avukat olmayı düşündüğünü söyleyerek cevap verir. Bunun üzerine Bay Ostrowski, Malcolm’a dönerek şöyle der:

    “Biliyorsun, burada hepimiz seni severiz. Ancak sen bir zenci olduğunu unutmamalısın.  Avukat olmak bir zenci için gerçekçi bir ideal değil. Sen olabileceğin bir şey düşünmelisin. Çok kabiliyetli ellerin var.  Neden bir marangoz olmayı düşünmüyorsun?”

    Ancak sınıftaki diğer öğrencilere de ileride hangi meslekleri seçeceklerini soran Bay Ostrowski, Malcolm’dan daha az çalışkan oldukları halde onları ideallerini gerçekleştirmeleri için teşvik etmiş, hiçbirisine başaramayacağını söylememiştir. Bu durum, Malcolm’u derinden etkilemiş; Malcolm’un okuldan soğumasına, beyazlara yabancılaşmasına ve ne kadar zeki ve başarılı olursa olsun, ırkçılık engelini aşamayacağına inanmasına yol açmıştır.

    Bu ve benzeri olaylar Malcolm’u sisteme yabancılaştırmıştır. Böylece onun hayatında, yeraltı dünyasında ve hapishanelerde geçirilen bir dönem başlamıştır. Bu dönemde Malcolm’un hiçbir ideolojik çabası yoktur; Tanrı’yı inkar etmektedir ve sadece behimi arzularını tatmin peşindedir.

    (2) Malcom X dönemi:
    Bu dönem, Malcolm X’in hapishanede İslam Milleti Hareketi Lideri Elijah Muhammed’in öğretisi ile tanışarak İslam’a ilk adımı attığı ve sadece ABD’de yaşayan Afro-Amerikalıların haklarını savunduğu dönemdir. Bu dönemde Malcolm, kölelikten kalma “Little” soyadını bırakır, matematikte bilinmeyeni ifade eden “X”i soyadı olarak kullanmaya başlar. Bir müddet sonra Malcolm X, siyah milliyetçiliğinin sınırlarını Amerika dışına da genişletir ve dünyadaki tüm siyahların haklarını savunmak için mücadele etmeye başlar. Malcolm X, İslam Milleti Hareketi’nin sözcülüğüne kadar yükselir. Ancak, hareketin lideri Elijah Muhammed’in bazı çelişkilerine ve yolsuzluklarına göz yummayınca hareketten kovulur.

    (3) El-Hacc Malik el-Şahbaz dönemi:
    Malcolm X’in hayatında hac, önemli bir dönüm noktası olmuştur. Ha görevini ifa ettikten sonra ismi ile birlikte düşünceleri ve davası da değişmiştir. Malcolm’un yeni ismi artık el-Hacc Malik el-Şahbaz’dır.  Hacda evrensel İslam’ı keşfettikten sonra Malcolm, evrensel olarak istisnasız bütün insanların haklarını savunmak için mücadeleye başlamıştır. İslam ona, o güne kadar savunduğu siyah milliyetçiliğini bir kenara bırakarak, insan hakları konusuna tevhit penceresinden bakıp bütün insanlığı, bir olan Allah’ın yarattığı tek bir aile olarak sevgiyle kucaklamayı öğretmiştir.

    Malcolm X’in hayatındaki, sonuçları itibarıyla, belki de en etkili olay hac olmuştur. Malcolm X hacda, İslamiyet’in Amerikalıların bir türlü çözemedikleri ırk ayrımcılığı problemini çözdüğünü görür. Beyaz adamın bu çözümden örnek alması gerektiği kanaatine ulaşır. Eğer İslam ırk problemini Afrika’da ve Asya’da çözmüşse, Amerika’da da çözebilir. Buna bir engel yoktur. Öyleyse Amerika İslam’dan bu konuda istifade etmelidir. Bu maksatla Malcom X, lideri olduğu Muslim Mosque’a hacdan gönderdiği mektubun aynı zamanda basına da dağıtılmasını ister. Malcolm’un Mekke’den Amerika’ya gönderdiği mektup, kendisini sevgiyle veya nefretle izleyenleri şok etmiştir.

    Mekke’den Amerika’ya mektup

    Ömrümde, her renkten, her ırktan insanın birlikte kaynaştığı, İbrahim’e, Muhammed’e ve semavi kitaplardaki bütün peygamberlere ev sahipliği yapan, şimdi bulunduğum bu mukaddes topraklardaki kadar, insanlar arasında böylesine coşkulu ve

    içtenlikli bir konukseverlik, böylesine yüreklerden taşan gerçek bir kardeşlik hiç görmedim.

    Geçen hafta, çevremde her renkten insanın oluşturduğu asil ve anlatılamaz ihtişamdan büyülenmiş bir halde konuşmaktan aciz kaldım.

    Beni yaratan Allah beni mukaddes Mekke’yi ziyaret etmekle ödüllendirdi.  Kâbe’nin çevresini yedi kere döndüm. İnsanlığın dertlerine deva, İslam’ın kutsal suyu zemzemden kana kana içtim. Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa gittim geldim.

    Adem’in yurdunda, tarihin en eski kenti Mina’da, Arafat’ta dua ettim.

    Dünyanın dört bucağından on binlerce hacı ile birlikteydim. Mavi gözlü sarışınlardan siyah derili Afrikalıya kadar bütün renkler kaynaşmıştı. Fakat hepsi insanların birlikteliğini, tek bir ruh halini simgeliyordu. Bu benim Amerika’da siyah ile beyaz arasında göremediğim, fakat görülmesi kaçınılmaz ve mümkün olan bir manzaraydı.

    Amerika, İslâm’ı tanımalı, anlamalı ve bilmelidir. Çünkü sadece bu din, toplumdaki ırk ve renk ayrımı ile insanlar arasındaki ayırımı kökten reddetmektedir. İslam ülkelerine yaptığım gezilerde konuştuğum insanlar ve hatta beraber yemek yediğim beyaz Amerikalılar, kafalarındaki ayırımcılığın İslam ile tanıştıktan sonra yok olduğunu söylediler.

    İnsanların renklerine bakılmaksızın birlikte iç içe oldukları böylesine içtenlikli ve gerçek bir kardeşlik manzarasını bundan önce hiç görmemiştim.

    Bu sözcükleri benden işitmekle belki şaşıracaksınız. Bu hac sırasında gördüğüm ve yaşadığım bu gerçeklerin benim daha önceden eriştiğim düşünce biçimini yeniden temellendirmede etkili oldu ve bazı varsayımlarımı terk etmeye karar verdim.

    Bu benim için hiç de zor olmayacak. Sıkı ve kesin kabul ettiğim düşüncelerime rağmen, ben her zaman gerçeğin arayışı içinde oldum ve karşılaştığım her yeni gerçeği yeni bir aşama, yeni bir açılım olarak kabul ettim.

    Gerçeğin yetenekle aranmasının önemli ve belki de ilk şartı olan beynimi ve aklımı daima açık tuttum. Bu kutsal yerlerde geçirdiğim 11 gün içinde Müslüman kardeşlerimle tek ve aynı Allah’a ibadet ve dua ederken onlarla birlikte aynı tabaktan yedim, aynı bardaktan içtim, aynı kilimin üstünde uyudum. Gözleri mavilerin en mavisi, saçları sarıların en sarısı ve derileri beyazların en beyazı idi.
    Ve beyaz Müslümanların sözcükleriyle ben Nijerya’dan, Sudan’dan ve Gana’dan siyah Afrikalı Müslümanlar arasında aynı ve gerçek içtenliği ve duyarlılığı yaşadım. Biz gerçekten kardeştik. Çünkü inancımız tek Allah’a idi ve aramızda renkler kalmamış ve beyaz renk,  Amerika’da var olan tutum ve davranışlarıyla düşüncelerimizden sökülüp atılmıştı.

    Beyaz Amerikalılar Allah’ın tekliğini kabul ettiklerinde insanın birliği gerçeğini de kabul edecekler; insanlar arasında antropolojik üstünlük ölçülerine, farklı renklere farklı muamelede bulunmaya son vereceklerdir.

    Amerika’daki ırkçılık, tedavi kabul etmez bir kanser salgınıdır. Beyaz Amerikalının Hıristiyan kalbinin, böylesine yıkıcı bir hastalığın tedavisinde kanıtlanmış bir gerçeği kabul etmesi kaçınılmazdır. Irkçılık Almanya’da Almanları içeriden vurmuş ve
    yıkmıştır.

    Bu kutsal topraklarda geçen her saat bana Amerika’daki siyah-beyaz çatışmasına yaklaşımda çok daha güçlü bir iç zenginliği kazandırıyor. Amerikan zencileri ırkçı kinleri nedeniyle asla suçlanamazlar. Onların tepkileri, Amerikan beyazlarının 400 senelik

    bilinçli ırkçı davranışlarına karşı oluşan bir bilinçaltının doğal sonucudur.

    Irkçılık Amerika’yı sarmalayarak bir intihar yolunda götürmektedir. Gözlemlerime dayanarak çeşitli zaman ve mekanlarda kolej ve üniversitelerde birlikte olduğum yeni nesil beyaz gençlerin birçoğunun duvarlardaki yazıları görüp okuduktan sonra Amerika’yı tümden bir yıkıma götürecek ırkçılık hastalığından kurtaracak tek doğru yolu bulmaları kadar doğal bir şey olamaz.

    Hiç de öyle çok yüksek bir saygınlık görmedim ve bunu beklemiyordum da. Kendimi çok saygıdeğer birisi veya hepten değersiz birisi gibi de hissetmedim!.. Birkaç gece önce Amerika’da, kendisini beyaz olarak gören bir beyaz adam; Birleşmiş Milletler’de bir diplomat, bir elçi,  kralların arkadaşı, bana kendi dairesini, kendi yatağını verdi.

    Amerika’da, böyle bir muamele göreceğim aklımın ucundan geçmesi bir yana, bu durum rüyalarımda bile olası değildi. Böyle saygınlık ve şerefli bir muamelenin Amerika’da, değil bir zenciye, bir krala bile yapılması şaşkınlık yaratacak bir gelişmedir.

    Bütün övgüler yerin, yedi kat semanın ve evrenlerin yegane yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah’a aittir.

    El Hacc Malik el-Şahbaz

    Mekke 1964

    Malcolm X’in sahipsiz mirası

    Malcolm X’in düşüncesinin, farklı safhalardan geçse de, değişmeyen temel bir özelliğe sahipti: Haksızlığa karşı sessiz kalmamak. Malcolm X’in düşüncesindeki evrimin, nihayet evrensel insan hakları düşüncesine ulaşmasının ve bu yoldaki mücadelesinin fikri temellerini, onun giderek daha iyi kavradığı İslam’ın evrenselliğinde aramak gerekmektedir. Malcolm X’in mirası, günümüzde çok tartışılan İslam ve evrensel insan hakları arasındaki ilişkiyi daha iyi görmemize önemli bir katkı sağlamaktadır: İslam, insan haklarını evrensel planda savunmayı, kime, kim tarafından ve nerede yapılırsa yapılsın haksızlığa “gerekli her yolla” karşı koymayı emreder.
    Malcolm’un hayatı, gerilim, trajedi ve köklü değişimlerle dolu bir özgürleşme serüvenidir. İnançları sürekli yıkılıp yeniden inşa edilerek değişime uğrar ve Malcolm X nihayet sahih tevhidi yakalar. Onun davası, diğer insanlara yararlı olabilmek ve onları da kendisi gibi özgürlüğe kavuşturup, ayrımcılık kurbanı olmaktan kurtarabilmek içindir. Bu yolda giderek daha kuşatıcı ve daha etkin bir strateji ile gerekli her meşru yola başvurarak mücadelesini yürütmüştür.
    Müslümanların modern dönemde insan hakları konusunda nasıl bir tutum sergilemesi gerektiği konusunda Malcolm X, canlı bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. Ancak, günümüzde, ister Amerika’da ister dünyanın başka yerlerinde yaşasın Müslümanların Malcolm X’e büyük hayranlık duymalarına rağmen, onun mesajını layıkıyla anlayıp gereği gibi sahip çıktıkları söylenemez.

    Yazar Recep Şentürk   


    October 31

    KONFERANS

    19 Ocak 2008 tarihinde Şehir Kütüpahanesi
     Üftade Gösteri ve Toplantı salonunda gerçekleştirilen Klasik Ciltçilik ve Bir Kitabın Öyküsü konulu konferansımdan görüntüler                       ALIM1331  ALIM1338 ALIM1344        ALIM1350 ALIM1351 ALIM1358       ALIM1361 ALIM1362
    October 26

    İnsan Ne İle Yaşar?

    tolstoy                                                 Hayat
    insan Ne ile Yaşar?..  
    Simon, karısı ve çocuklarıyla beraber bir kulübede yaşayan fakir bir kunduracıydı Geçimini ancak karşılıyordu Kış yaklaşırken paltosu yoktu ve kışı geçirmek için ona palto gerekiyordu. Palto almak için bir miktar parası vardı ama tam yetişmiyordu arta kalanı arkadaşlarındaki borçlarını alarak kapayacaktı Köye palto almaya gitti ama arkadaşları borçlarını ödemediler ve parası palto almaya yetişmedi. Bunun üzerine sinirlenip evine dönmeye karar verdi.

    Dönüş yolunun köşesinde bir türbe vardı ve türbenin arkasında beyaz bir şeye gözü ilişti Biraz yakalaşınca bunun çıplak bir adam olduğunu gördü Ona acıdı hava çok soğuktu ve adam üşümüş olmalıydı Adama kendi giysilerinden bir kısmını verdi ve onu evine davet etti Kim olduğunu sordu ise de bir cevap alamadı

    Evde Simon’un karısı Matryona karşıladı onları ama Matryona bu durumdan hoşnut görünmüyordu yabancıdan hoşlanmamıştı Zaten yabancının yüzü hep asıktı, kötü biriydi heralde Simon bu durumu fark etti ve karısına Sende hiç Allah sevgisi yokmu dedi Karısı bu laf üzerine yumuşadı ve birden kalbinde yabancıya karşı bir şefkat oluştu Bunun üzerine yabancı gülümsedi ve mutlu oldu. Matryona onlara yemek getirdi ve yabancıya kim olduğunu sordu Yabancı “Beni Allah cezalandırdı diye cevapladı ve adının Mihael olduğunu söyledi

    Simon, Mihael’in onlarla kalabileceğini ama bir iş yapması gerektiğini söyledi Mihael bir iş bilmiyordu ama Simon ona ayakkabı yapmayı öğretti. Mihael işi hepen kaptı ve çok geçmeden çok iyi ayakkabı diker oldu, ünü her yana yayıldı. Artan talepler ile durumları giderek düzeliyordu

    Bir kış günü zengin bir beyefendi geldi. Beyefendi çok kıymetli bir deri getirmişti ve bu deriden çizme yapılmasını yapılacak çizmelerin çok sağlam olmasını öyle ki bir yıl giyse bile eskimeyip şeklinin bozulmaması gerektiğini söyledi. Simon işi kabul etti ve adama işin ustasının Mihael olduğunu bu işi onun başaracağını söyledi Adam Mihael’e ayakkabıyı kim için yapacağı ve derinin kıymeti hakkında bir sürü laf saydı ama Mihael adama değil sanki onun arkasında biri var gibi arkasına bakıyor ve gülümsüyordu

    Adam gidince Mihael işe başladı ama deriden çizme yerine hafif terlikler dikti Bu duruma Simon çok kızdı ve Mihael’i paylamaya başladı Tam bu sırada bir uşak kapıya geldi ve beyefendinin öldüğünü, deriden çizmeler yerine ölüye hafif terlik dikilmesi gerektiğini söyledi Simon çok şaşırmıştı terlikler hazırdı zaten. Terlikleri uşağa verdi ve uşak da böylece gitti

    Yıllarca bu şekilde beraber çalıştılar. Mihael hep aynıydı az konuşuyor çok çalışıyor arada bir yukarı bakıyor az dışarı çıkıyor ve nerdeyse hiç gülmüyordu Şimdiye kadar yalnızca iki kez gülmüştü biri Matryona onu sevdiğinde diğeri beyefendi geldiğindeydi

    Bir gün bir kadın ve yanında iki kız çocuk geldi. Kızlar ikizdi ve biri topaldı Kadın kızlara baharlık ayakkabı gerektiğini söylüyordu Mihael bu gelen kızlara çok dikkatli bakıyordu, sanki onları tanıyordu. Matryona merak edip niçin birinin sakat olduğunu sordu Kadın anlatmaya başladı

    Altı yıl önce anne ve babaları aynı hafta içinde öldü, kimseleri yoktu ve çok fakirdiler Bizim komşumuzdular Babaları onlar doğmadan birkaç gün önce anneleri ise onları doğururken ölmüş ve cesedi birinin üzerine düşüp çocuğun bacağını kırmış Ben komşuları olarak onlara acıdım, onları yanıma aldım ve büyüttüm Bu sırada Allah bize bereket verdi kocamın işleri açıldı ve zengin oldum onları da bu yaşa kadar büyüttüm

    Kadın bunları anlatınca Mihael yerinden kalktı önlüğünü çıkardı gülüyordu ve etrafa ışık saçıyordu Simon’a selam verdi ve Elveda efendim dedi

    Simon çok şaşırmıştı ve şöyla dedi
    Görüyorum ki sen sıradan biri değilsin, seni alıkoyamam ama lütfen kim olduğunu söyle Niçin üç kez güldün ve niçin şimdi gidiyorsun Mihael anlatmaya başladı

    Ben bir melektim ve Allah bir kadının canını almam için beni görevlendirdi Kadının yanına gittim henüz doğum yapmıştı ve kimsesi yoktu iki çocuğu olmuştu ve bana sağ kalıp onlara bakabilmek için yalvardı Ben ona acıdım ve Rabbimin huzuruna geri döndüm Rabbim bana gidip onun canını almamı ve üç hakikati öğrenmeden gelmemem gerektiğini söyledi benden şunları öğrenmemi istedi İnsan kalbine ne hükmeder insana ne verilmemiştir insan ne ile yaşar

    Dönüp kadının canını aldım fakat göğe yükselemedim bir insana dönüşmüştüm. Kendimi çok aciz hissettim ve türbeye sığındım Sen beni buldun ve bana yardım ettin üç hakikati senin yanında öğrendim

    İlk geldiğim gün karın beni sevmemişti ama sen ona Allah’ı hatırlatınca yumuşadı. Birinci hakikati burda öğrendim yani insan kalbine neyin hükmettiğini İnsan kalbine sevgi hükmeder Bunu öğrenince ferahladım gülümsedim ama hâlâ iki hakikati bilmiyordum

    Bir sene sonra o beyefendi geldi ve çizme istedi. Onun arkasında arkadaşım ölüm meleğini gördüm ve onun öleceğini anladım. Adam sonunu bilmiyor ve bir yıllık çizme istiyordu oysa öğleyin ölecekti İkinci hakikati burada öğrendim İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir Hem ikinci hakikati öğrendiğim için hem de arkadaşımı gördüğümden gülümsedim artık sadece bir hakikat kalmıştı yani insanın ne ile yaşadığını öğrenecektim.

    Altıncı yıl kadınla beraber ikiz kızlar geldi Kızları hemen tanıdım çünkü bu kızlar canını almakta tereddüt ettiğim annenin kızlarıydı. Ben onlara acımış ve onalara kimin bakacağını düşünüp üzülmüştüm oysa Allah yardım etmiş komşu kadın kendi çocukları gibi onlara bakmış ve sevgi göstermişti Burada anladım ki İnsan sevgi ile yaşar Hayat sahibi Allah’ın varlığını anladım vew üçüncü hakikati öğrendiğim için üçüncü kez gülümsedim

    Bunları anlattıktan sonra melek bir nur ile örtündü ve şöyle dedi
    Anneye, çocuklarının neye muhtaç olduğu bilgisi verilmedi. Zengin adama kendinin neye muhtaç olduğunun bilgisi Hiçbir insana akşam olduğunda vücudu için çizmelere mi yoksa cesedi için terliklere mi muhtaç olduğu bildirilmedi. Yetimler yaşadıysa, bu annelerinin ihtimamlarından değil yabancıları olduğu halde onlara acıyıp sevgi duyan bir kadının yüreğinde sevginin bulunmasındandı ki bütün insanlar kendi esenlikleri için harcadıkları düşünceyle değil insana verilen sevgiyle yaşarlar

    Önceden, Allah’ın insana hayatı ve yaşaması için arzular verdiğini biliyordum; şimdi anladım ki gerçek bunların ötesindeymiş

    Anladım ki Allah insanların birbirlerinden ayrı ayrı değil tekvücut halinde yaşamasını istediğinden herbirine kendi ihtiyaçlarını değil herbirine, hepsi için gerekli olan şeyleri ilham ediyor

    Anladım ki insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse Allah’a yaklaşır Allah da ona yaklaşır Çünkü O sevgiyi yaratandır

    Melek Allah’a şükretti Evin çatısı açıldı gökten bir nur sütunu indi ve melek göğe yükseldi

    Simon kendine geldiğinde kulübesi normaldi ve içinde ailesinden başka kimse yoktu                                             


    October 25

    UTANSIN!

    Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
    Hedefe varmayan mızrak utansın!

    Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
    Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

    Eski çınar şimdi noel ağacı;
    Dallarda iğreti yaprak utansın!

    Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
    Onu sürdürmeyen çırak utansın!

    Ölümden ilerde varış dediğin,
    Geride ne varsa bırak utansın..!